1930'larda bir Akşam gazetesi alırsanız Orhan Selim'i okuyabilirdiniz. Güncel olayları nüktedan bir üslupla ince ince işler, bilinç yükseltirdi Orhan Selim takma adını kullanan Nâzım Hikmet. 1940'larda Marko Paşa alırdınız böyle şeyler okumak için. 1950'lerde ise Aziz Nesin Akşam'da, Haldun Taner Tercüman'da yazıyordu. Gelenekte bir kopukluk mu oldu sonra, bilemiyorum. 5 aya kadar Aydınlık'ta yazan Ferhan Şensoy'u ya da aynı gazetede hâlâ yazmayı sürdüren Levent Kırca'yı saymazsak, uzuuun bir süre bu güzide türün sadece bazı minör örneklerini sergileyen Mustafa Balbay ya da Yılmaz Özdil gibi dilbazlarımız göze çarpıyordu. Ama neyse ki Erhan Nalçacı çıktı ve eşsiz klavyesiyle bizi 70 yıl öncesine götürdü. Bir solukta okudum. Ölüyordum.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
0 yorum:
Yorum Gönder